Nibiru ya da Marduk gezegeni, insanlık tarihinde yüzyıllardır dolaşan bir gizem ve insanlığın kolektif bilincini daima meşgul etmiş bir konudur. Sümer mitolojisindeki Annunaki’lerin efsanevi gezegeni olarak anılan Nibiru, yıllar boyunca mistik öykülerin, teorilerin ve komplo kuramcılarının merkezinde yer aldı. İnsanlığın kökenine, ilkel medeniyetlerin bilgi ve teknolojiye geçişine dair derin bir sır perdesini aralayan bu gizemli gezegen, daima insanların hayal gücünü harekete geçiren bir etkiye yol açtı.
1930’lu yılların başında, Sümer medeniyetinin izlerini ararken yapılan arkeolojik kazılar, ilginç bulgularla dolu tabletlerin keşfedilmesine yol açtı. Bu tabletlerden biri özellikle dikkat çekiciydi; Sümer tanrılarının resmedildiği ve Güneş çevresinde 9, hatta biraz daha uzakta 12 gezegenin olduğunu gösteren bir şekil vardı. Bu başlangıçta bir tesadüf gibi görünse de, tabletlerin incelenmesiyle ilginç bir gerçek ortaya çıkmaya başladı: Sümerlilere göre Güneş sistemimizde 12 gezegen bulunmaktaydı ve bu gezegenlerden biri, Nibiru gezegeniydi.
Bu gezegen, Sümer inanışına göre Tanrıların yaşadığı, insanları yaratan, medeniyet sağlayan ve Dünya’ya her 3600 yılda bir yaklaşarak insanlığa nimetler getiren bir yerdi. Bu mistik hikâye, ilk başta sadece bir mitolojik sır gibi görünse de, Ortadoğu’da yapılan daha sonraki çalışmalar, benzer hikâyelerin Babil medeniyetinde de yer aldığını gösterdi. Bu kayıtlara göre, gezegen gerçekten de hayat ve faydalar sağlayan bir yerdi ve üzerindeki canlılar, insanlığa büyük hizmetler sunmaktaydılar.

Nibiru ya da Marduk Gezegeni Hakkında Bilgi
Nibiru veya Marduk, 36 milyar km uzaklıkta bulunan bir gaz gezegen olarak kabul edilir ve iddialara göre dünya ile yakın geçişler yaparak 3600 yılda bir dönüş tamamlar. Adını, Babil tanrılarının kralı olan Marduk‘tan alır.
MÖ 1649’da gerçekleştiği iddia edilen son yörünge geçişiyle ilişkilendirilen Marduk, bir efsaneye göre Thera yanardağının patlaması dâhil bir dizi doğal felakete yol açmıştır. Bu durum, Mısır’daki Çıkış mitlerine ilham kaynağı olmuş ve dünya genelinde özellikle Orta Doğu’da siyasi ve sosyal dengeyi ciddi şekilde etkilemiştir.
Marduk, Babil ve Asurluların yaratılış destanlarında yer alan en bilge ve güçlü tanrıların biridir. Enuma Eliş adlı eserde adı geçen yaratılış destanının kahramanlarından biridir. Bu destan, kötü tanrı Tiâmat’ı öldürmek için görevlendirilen ve onu yenerek Babil şehrini kuran, yer ve göğü yaratan, aynı zamanda iyi tanrılara hizmet etmek için insan soyunu da yaratan bir tanrı olarak betimlenir. Destanın bir kısmı tahrip olmuş olsa da, 7 kil tabletin deşifre edilmesiyle günümüze ulaştırılmıştır. Yazıldığı tarih aralığı ise MÖ 700 ile 1600 yılı arasında değişmektedir.

Uranüs gezegeninin yörüngesindeki belirsizliklerden hareketle Neptün gezegeninin keşfi, matematik alanında bir zafer olarak kabul edilir. Bu keşif, Neptün gezegeninin yörüngesindeki düzensizliklere dayanarak matematikçilerin ve gökbilimcilerin 9. gezegeni bulma çabalarını tetikledi. Sonunda, Plüton gezegeni 1930 yılında keşfedildi. Ancak 2006’da boyutu nedeniyle cüce gezegenler kategorisine dâhil edildi.
Sümerler, bu geçiş gezegenine “Nibiru” adını vermişlerdir, fakat Babil astronomları tarafından “Marduk” olarak bilinir.
Dünya’ya yakın geçiş yapacağı iddia edilen Nibiru veya Marduk, Maya takviminin sona erdiği Aralık 2012 tarihinden sonra ilgi odağı olmuştur. Zecharia Sitchin’in araştırmalarıyla gündeme gelen bu iddiada, bu gezegenin Dünya’dan dört kat daha büyük olduğu ve Güneş etrafındaki dönüşünün 3600 yıllık bir periyoda sahip eliptik bir yörüngesi olduğu öne sürülmüştür. Sitchin, Mısır ve Mezopotamya gibi eski uygarlıkların bu gezegen hakkında bilgi sahibi olduğunu, hatta tanrılarını “gökten gelenler” olarak adlandırdıklarını ileri sürmüştür.

NASA ve Teorisyenlerin Nibiru Gezegeni İle İlgili Açıklamaları
NASA, Nibiru adında bir gezegenin varlığını reddeden ve böyle bir cismin hiç var olmadığını belirten bir açıklama yapmıştır. Ancak bazı araştırmacılar ve teorisyenler, NASA’nın aslında Nibiru’yu araştırdığı ve hatta bu konuda bilgi sahibi olduğunu iddia etmektedirler. Bu iddiaların bir kısmı, Neptün Ötesi Cisimler olarak adlandırılan ETNO‘lar arasında yer alan ve Gezegen X olarak tanımlanan bir gök cismi olduğunu düşündürmektedir.
Madrid Complutense Üniversitesi’nden Profesör Carlos de la Fuente Marcos liderliğindeki bir bilim ekibi, ETNO’ların davranışlarını inceleyerek Plüton’un ötesinde yer alan devasa astronomik nesnelerin yer çekimi etkisini ortaya koymuşlardır.
Ancak, komplo teorisyenlerine göre NASA’nın New Horizons ve Voyager 2 gibi projelerinin asıl amacı, bu gizemli gezegeni keşfetmek üzerine yoğunlaşmıştı. Bu iddialar genellikle resmi açıklamalardan ve bilimsel verilerden ziyade spekülasyonlar ve varsayımlar üzerine kurulmuştur ve bilimsel bir temele dayanmamaktadır. NASA’nın resmi açıklamaları, Nibiru veya Gezegen X gibi bir gezegenin varlığını desteklememektedir.
NASA’nın yaptığı projelerin Gezegen X’i aramak amacıyla yapıldığına dair bir inanç var, ancak çalışmaların tamamının açıklanmadığına yönelik bir düşünce de bulunuyor. Bu inançlar genellikle Oort Bulutu’nun iç kısmında yer aldığı düşünülen, Plüton’un ötesinde ve Dünya’dan daha büyük olduğuna inanılan bir gezegenin varlığı üzerine yoğunlaşıyor.
2014’te Chadwick Trujillo ve Scott Sheppard’ın keşfettiği cüce gezegen 2012 VP113, bu inancı daha da güçlendirdi. Bazılarına göre, Gezegen X’in varlığı aslında 19. yüzyıldan beri bilinen Neptün’ün keşfinden öncesine dayanıyor. Hatta bazıları, Plüton‘un keşfiyle ilgili olarak da Nibiru’nun arandığına inanıyor.

Mistisizmle İlgilenen Kişilere Göre Gezegenin Varlığı
Mistisizmle ilgilenen bazı kişilere göre ise bu gezegen kötücül bir doğaya sahiptir ve dünyaya felaketler getirebilir. Bu düşünce, bu gizemli gezegenin varlığına dair iddiaların yanı sıra mistik inançlarla birleştirilerek şekillenmiştir. Ancak bilimsel kanıtlar veya resmi açıklamalar bu tür inançları desteklememektedir. Gezegen X veya Nibiru’nun varlığına dair iddialar genellikle spekülasyonlar ve hipotezler üzerine kurulmuş olup bilimsel bir temele dayanmamaktadır.
Bu tarihlerle ilişkilendirilen kehanetlerin pek çoğu mistik veya kozmik inançlara dayanan öngörülerdir ve bilimsel temellere dayanmamaktadır. 1996’da dünyanın yakınından geçen bir gezegenin doğal afetlere yol açtığı iddiası, bilimsel olarak doğrulanmamış ve genellikle spekülasyonlara dayanan bir inançtı. Aynı şekilde, 31 Mayıs 2003 veya 21 Aralık 2012 gibi tarihlerle ilgili kehanetler de genellikle mistik veya kozmik inançlarla ilişkilendirilmiştir ve gerçekleşen olaylarla doğrudan bağlantılı değildir.

Sümerler, Annunaki’lerin Nibiru Gezegeninden Geldiğine İnanır
Sümer mitolojisi, Annunakiler gibi gökten gelen varlıkları anlatır ve bu varlıkların bilim ve teknolojiyi insanlığa getirdiğine inanılır. Sümerler, bu Annunaki’lerin Nibiru gezegeninden geldiğine inanırdı. Bazı Sümer kaynaklarına göre, insanlığın Nibiru’dan geldiği inancı vardır. Bu inanışa göre, Mars ile Jüpiter arasında Tiamat adı verilen bir gezegen bulunuyordu ve Nibiru’nun bir geçiş sırasında Tiamat ile çarpışması sonucu Dünya meydana geldi.
Bu tür mitolojik hikâyeler, farklı kültürlerde de benzer şekillerde bulunabilir. Pagan, Tengri inançları veya Tevrat gibi farklı kaynaklarda benzer hikâyelerin izlerine rastlanabilir.

Komplo teorilerine göre ise, ilkel insanın DNA’sının Annunaki’ler tarafından değiştirildiği iddia edilir. İddialara göre, insanın özgün olan zekâ, konuşma ve yazma gibi özellikleri, Annunaki’ler tarafından değiştirilen DNA sayesinde ilkel insana kazandırılmıştır. Bu iddiaya göre, Annunaki’ler aynı zamanda dünyanın yeraltı kaynaklarını çıkarıp özellikle altın gibi kaynakları kendi gezegenlerine götürmekteymiş. Afrika’nın bazı kültürlerinde, yıldızlardan gelen ve kaynakları çıkaran ziyaretçi efsaneleri bulunmaktadır, örneğin Zulu kabilesinde.
Piramitlerin inşa edilmesiyle ilgili, dünya liderlerinin oluşumu ve uzaylı ırkıyla ilişkilendirilen bir teori de bulunmaktadır. Bu teori, Illuminati adlı örgüt ile ilişkilendirilir ve Nibiru gezegenine dayandırılır. İddiaya göre, dünya liderleri sadece Annunaki soyundan gelen kişilerden oluşmaktadır.
